DİYARBAKIR SURLARI VE TARİHİ YAPILARI

 ÜZERİNDEKİ KİTABELERİN  KORUNMASI

Fotoğraflar

  RAPOR

Prof. Dr. Halil Değertekin

Diyarbakır Tanıtma, Kültür ve Yardımlaşma Vakfı, Ankara                      2008    

DÜNDEN BUGÜNE DİYARBAKIR

 

       Diyarbakır tarihin ilk çağlarından günümüze kadar Kuzey Mezopotamya’da önemini yitirmeden yaşayabilmiş bir şehirdir. Mezopotamya ile Anadolu’nun, Asya ile Avrupa’nın, Kafkaslar- Karadeniz ile Akdeniz’in kesişme kavşağında ve tarihi ipek yolu üzerinde her zaman önemini koruyabilmiş askeri, siyasi, kültürel ve sosyal açıdan dikkati çeken bir merkezdir.
Diyarbakır çerçevesindeki ilk yerleşim yeri M. Ö. 10.000 yıllarında Ergani Çayönü’nde görülmektedir. Bu yörede Orta Paleolitik çağa ait kalıntılar bulunmuş, yine aynı yörede M.Ö. 5000-6000 yıllarında Anadolu’nun ilk yerleşim yerlerinden biri, ilk yerleşik düzene geçen insanlara ait kalıntılar tespit edilmiştir. İlk karma besin ekonomisi, tarım ve ilk ızgara sistemli ev yapımının izleri bulunmaktadır. Çayönü kalıntıları yalnız Anadolu’nun değil dünyanın da önemli kazılarından biridir.
Diyarbakır’da MÖ 3000 yıllarından itibaren sırası ile Hurriler, Asurlar, Urartular, İskitler, Medler, Persler, Büyük İskender, Partlar ve Sasaniler hüküm sürmüşlerdir. Bunlar arasında Hurriler’in şimdiki iç kalenin bulunduğu yerde ilk kaleyi yaptıkları sanılmaktadır. Asurlar’dan kalma eser ise Eğil kalesidir.
Diyarbakır tarihinde çok önemli bir dönem Romalılar ile başlamıştır (M.Ö. 69 – M.S. 395) Bu dönemden kalma çok sayıda eser vardır. Bunların en ünlüsü Diyarbakır Surları’dır. Diyarbakır Surları M.S. 345 yıllarında Roma İmparatoru II. Konstantinus  tarafından yaptırılmıştır.
Romalılardan sonra sırası ile Bizanslılar, Müslüman Araplar, Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler ve Mervaniler bu yörede hüküm sürmüşlerdir.
Diyarbakır tarihinde diğer önemli bir dönem 1085’te Müslüman Türklerin, Selçuklular’ın yöreye egemen olmasıyla başlamıştır. Selçuklular, İnaloğulları, Artuklular, Eyyübiler, Anadolu Selçukluları, Timur Devleti, Akkoyunlular, Şah İsmail dönemi ve 1515’ten sonra Osmanlılar, 1923’ten sonra ise Türkiye Cumhuriyeti tarih sahnesine çıkmışlardır. Bu dönemler içersinde Artuklular’ın özel bir yeri vardır. Artuklular döneminde (13 yy. başı) Diyarbakır en görkemli çağlarından birini yaşamıştır. Yedi Kardeş ve Evli Beden Burçları bu dönemde yapılmış, İç Kaledeki Artuklu Sarayı devrin en önemli bilim ve sanat merkezi olmuştur. Bu dönemde ‘’ İspat edilmemiş bilgi doğru ile yanlış arasındadır’’ diyecek kadar pozitif bilimlere inanmış El Cezeri gibi bilim adamları yetişmiştir.
Bu Bölgede yaşamış bütün medeniyetler, surlar, camiler, kümbetler, tipik mimari yapılar, evler ve bunların senteziyle oluşan bir kültürel miras bırakmışlardır. Bu miras sadece Türk – İslam medeniyetinin değil, ilk çağdan günümüze kadar yaşamış birçok medeniyetin, çeşitli ırk, din, dil ve etnik özelliklerinin bir sentezidir.
Diyarbakır şehri ve surları ile ilgili ilk yazılı kaynak Diyarbakır’lı Rahip Mar Yeşua’nın ‘’Vakaayiname’’ isimli eseridir. Mar Yeşua bu değerli kitabında I-VI. yy’larda duyduğu ve yaşadığı olayları ve özellikle Romalılarla Persler arasındaki savaşları, Arapların akınlarını, olaylar sırasında Diyarbakır şehir merkezindeki yaşantıyı ve surların bu savaşlardaki önemini yazmaktadır. Daha sonraki yıllarda bölgeye gelen çoğu yabancı gezginler, askeri komutanlar ve din adamlarının izlenimleri  dikkati çekmektedir. Evliya Çelebi’nin Diyarbakır anıları ilk yerli kaynağı oluşturmaktadır. Bilinen ilk görsel belge ise 16 yy’da Matrakçı Nasuh tarafından yapılan minyatürdür. Burada Diyarbakır surları dörtgen olarak çizilmiş, İç Kale ve önemli tarihi yapılara yer verilmiştir.
Diyarbakır’la ilgili ilk ciddi ve büyük eser 1910’da basılan Amida’dır. M.V. Berchem ve J.Strzygowski tarafından yazılan bu eserde yalnız Diyarbakır değil Güneydoğu’nun birçok tarihi merkezi ele alınmıştır.Kitapta Diyarbakır’la ilgili tarihi bilgi dışında çok değerli fotoğraflar bulunmaktadır. Daha sonra 1930’lu yıllarda yayınlanan  A. Gabriel’in ‘’Voyages Archeolojique dans la Turqiue Orientale’’ adlı eseri çok değerli bir kaynaktır. A. Gabriel 4 ay gibi çok kısa bir sürede başta Diyarbakır olmak üzere bir kısım Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerini araştırmış ve değerli tarihi ve mimari bilgiler vermiştir. Ayrıca 120’ye yakın fotoğraf kitabın ikinci cildinde bulunmaktadır. Bütün bu kaynaklarda Diyarbakır’ın 1930’lara kadar sur içindeki yaşantısının pek değişmediği, son zamanlarda sur dışına çıktığı, kapıların hala çalıştığı, sur içi mimari yapıların bozulmadığı, surların bütünlüğünü koruduğu öğrenilmektedir. Ancak 1930’lardan sonra surların bazı kesimlerinin şehrin büyümesi, dışa taşması ve şehir içindeki hava akımının artması (!) gibi gerçeklerle yıktırıldığı bilinmektedir. Özellikle Dağ Kapı civarındaki 300 metrelik sur kısmı, doğu kesimindeki bir kısım sur ve şehre su getiren kuzeydeki su kemerleri maalesef bu dönemlerde yıkılmıştır. Daha sonraki yıllar sur dışına yapılan yeni bina sayısında yavaş da olsa bir artış görülmektedir. Ancak ilk zamanlar bu binaların belirli bir mimari özellik gösterdiği ve özellikle Yenişehir Bölgesinin planlı bir şekilde düzenlendiği dikkati çekmektedir.
1930’lardan sonra Diyarbakır tarihi ve Diyarbakır Surları ile ilgili olarak Süleyman Savcı, Adil Tekin, Şevket Beysanoğlu değerli araştırma ve çalışmalar yapmışlardır. Bu çalışmalar bugün araştırıcılar için çok değerli kaynaklardır.
1950’lerden itibaren tarımda makineleşme ve 1960’dan sonra köyden kente göç, Diyarbakır’ın dengelerini bozmuştur. Sur içinin artan nüfusa yeterli gelmemesi, sur dışındaki yeni şehirleşmesinin ise planlı olmaması nedeniyle sur diplerinde yoğun bir kötü yapılaşma başlamıştır. Bu gelişme aynı zamanda Diyarbakır sur içinin tarihi ve mimari yapısını da olumsuz yönde etkilemiştir.
Bu bozulmada en büyük zararı surlar ve sur içi tarihi evler görmüştür. Hızla artan gecekondular surları içinden ve dışından sarmış, işgal ve, yer yer tahrip etmiştir. Surların yanı sıra birer sanat eseri olan burçlar süratle yıpranmaya başlamıştır. Sur içinde ise eyvanlı, bahçeli, havuzlu iki veya üç katlı evler yıkılarak yerlerine alt yapısız çirkin çok katlı binalar yapılmıştır.

 

DİYARBAKIR SURLARI

 

GENEL BİLGİLER

 

Diyarbakır surları, dünyanın en eski ve en sağlam şehir surları arasındadır. Uzunluk bakımından dünyada Çin Seddi ve İstanbul Surlarından sonra gelir. Ancak sağlamlığı, sur ve burçlarındaki görkemli kabartmaları, kitabeleri ve kapıları ile eşsiz bir yere sahiptir. Bu nedenle Diyarbakır Surları, şehri saran basit bir duvar olmanın ötesinde, kuruluşundan bu yana bu topraklarda yaşayan birçok medeniyetin en güzel izlerini taşıyan bir kültür mirasıdır, bir açık hava müzesidir.
Diyarbakır Surları 5 km. uzunluğunda, 10-12 m. yüksekliğinde ve 3-5 m. genişliğindedir. Sur içindeki alanın boyutları 1700- 1300 m. dir. Surlar, şehrin batısında bulunan eski yanardağ Karacadağ’dan akan bazalt tabakasının Dicle’ye yakın olan kısmına kurulmuştur. Surların şekli, kurulduğu bazalt tabakaya uygun olarak kalkan balığı şeklindedir. Balığın baş kısmı iç kaleye, kuyruk kısmı ise güney-batı kesimindeki Yedi Kardeş ve Evli Beden burçlarının olduğu yere uyar.
Diyarbakır Surları’nın ilk kısmı, muhtemelen şimdiki İç Kale’ ye uyan yerde Hurri’ler tarafından yapılmıştır, (M.Ö. 3000). Bu bölge,  gerek Dicle Vadisi’ne gerek Diyarbakır düzlüğüne hakim en stratejik yer olarak seçilmiştir.
Diyarbakır Surları günümüzdeki şekli ile M.S. 346 yılında Bizans İmparatoru II. Konstantinus döneminde yapılmıştır. Ancak o zamanki surların şimdiki Gazi Caddesinden geçen batı kesimi, 367-375 yılları arasında Nisibis ‘ ten (şimdiki Nusaybin)  Pers’lerin zoru ile göç ederek şehre gelen 40 bin kişilik göç nedeni ile yıktırılmış ve surlar şimdiki şekliyle genişletilmiştir. O günden günümüze kadar surlar zaman zaman onarılmış ve yenilenmişlerdir. Birçok uygarlık kendi döneminde yeni burçlar, kitabeler ve süslemeler, motiflerle surlara kendi imzalarını atmışlardır. Özellikle Romalılar, Bizanslılar, Abbasiler, Mervaniler, Selçuklular, İnaloğulları, Nisanoğulları, Artukoğulları, Eyyübiler, Akkoyunlular ve Osmanlılardan günümüze kadar gelen birçok kıymetli burç, kitabe ve kabartmalar bulunmaktadır. Bu eserler o dönemlerin canlı birer şahidi olarak hala yaşamaktadır.
Diyarbakır Surları’nın yapımında, yörenin temel yapı malzemesi olan gri-siyah renkli ve çok sağlam olan bazalt taşı kullanılmıştır. Bu nedenle kitabe ve kabartmalar geçen çok uzun zamana rağmen bozulmadan günümüze kadar gelebilmiştir.
Surlar üzerinde her biri birer sanat esri olan çok sayıda kitabe ve kabartma bulunmaktadır. Özellikle Yedi Kardeş, Evli Beden, Nur, Selçuklu Burçları gibi büyük burçların kitabeleri ve beraberindeki hayvan kabartmaları çok etkileyicidir. Surlarda figür olarak en sık aslan, çift başlı kartal, kaplan, çeşitli yırtıcı hayvanlar, at, kuş ve akrep figürleri kullanılmıştır. Özellikle aslan ve çift başlı kartal figürleri Yedi Kardeş ve Evli Beden gibi Artuklu burçlarında en sık kullanılan figürlerdir. Çift başlı kartal figürü aynı zamanda Seçuklular’ın simgesi olmuştur. Bu iki figür güç ve ihtişam belirtisi olarak seçilmişlerdir. Yedi Kardeş ve Evli Beden Burçlarındaki aslan figürleri ‘Avrasya Aslan Modeli’ ne uymakta, doğu ve batı medeniyetlerinin ortak mitolojik özelliklerini taşımaktadır. Aslanların kanatları, ejderha başı şeklinde kuyrukları ve başlarında taçları çok ilginçtir. Nur ve Selçuklu Burçlarında ise ‘Gülen Aslan’ kabartmaları dikkat çekmektedir. Ayrıca Nur Burcu, kitabenin yanı sıra simetrik olarak yerleştirilen at, dağ keçisi, kuş ve kadın motifleri ile gerçek bir sanat şahaseridir.
Dağ Kapı ve Mardin Kapı çevresindeki Roma, Bizans, Abbasi, Mervani ve Osmanlı dönemlerinden kalan onarım kitabelerinin yanı sıra muhtemelen onarımlar sırasında yerleştirilmiş mezar taşı, eski anıt parçaları ve inanılmaz canlılıkta çeşitli hayvan ve bitki figürleri çok etkileyicidir. Bunların yanı sıra çeşitli şekillerdeki gamalı haçlar ve anlamları tam bilinmeyen çok sayıda kabartmalar da bulunmaktadır.
Surlar üzerindeki hayvan ve bitki figürleri bize o zamanın sanat zevki zenginliği dışında hayvan ve bitki çeşidi hakkında da bilgi vermektedir.
Diyarbakır Surları, esas olarak iç ve dış kaleden oluşur. İç Kale, surların Fis Kayası denen kuzey-doğu ucundadır. İç Kale’nin çevresi iç surlarla tamamen çevrilmiştir. İç Kale Romalı’lar döneminden itibaren şehrin yönetim merkezi olarak kullanılmıştır. Eski dönemlerde yapılan saraylar maalesef günümüze kadar gelememiştir.
İç Kale’de Bizanslılar’dan kalan Saint George Kilisesi en eski yapılardandır. Bu kilise VI. yy. yapılmıştır, halen yarı harap vaziyettedir. Bu yapının taş işçiliği ve kubbesinin yüksekliği dikkat çekicidir.
İç Kale’deki en önemli yapı Virantepe denen eski Artuklu Sarayıdır.1210- 1220 yılları arasında Artuklu’lar tarafından kullanılan sarayla ilgili kazılar 1956’da Prof. Dr. Oktay Aslanapa ve ekibi tarafından gerçekleştirilmiş, saray kalıntıları, altın yaldızlı ve motifli mozaikler ve çok gösterişli 8 köşeli havuz ortaya çıkarılmıştır. Bu sarayda devrin önemli bilim adamları ve özellikle Cizreli Ebul İzz’in yaşadığı bilinmektedir. Günümüzde Artuklu Sarayı halen harap haldedir ve arkeolojik kazıları beklemektedir.
İç Kale içerisinde ayrıca I. Dünya Savaşı sırasında Mustafa Kemal Atatürk’ün kaldığı bina ve bazı adli binalar bulunmaktadır. Bu binalar 20 yy başında yapılmışlardır geç dönem Osmanlı mimarisi özelliği göstermektedir. İç Kaleyi saran surlar 16 yy da Kanuni Sultan Süleyman zamanında yeniden gözden geçirilmiş ve genişletilmiştir. Bu surlarda 16 burç vardır. Burçlar, dört, altı ve sekiz köşelidir. Günümüze kadar iyi korunmuş olarak gelmişlerdir. Bu surlar üzerinde ‘’Kanuni Kitabesi’’ bulunmaktadır.
Dış kale surları, iç kaleyi sararak Dağ Kapı – Urfa Kapı ve Yeni Kapı – Mardin Kapı yoluyla eski şehri sarar. Dış surlar üzerinde 82 burç bulunur. Burçlar çoğunlukla yuvarlaktır, ancak dört ve altı köşeli olanlarda vardır. Benusen ve Dicle vadisine bakan kesimde daha çok dörtgen burçlar bulunur. Savaşların en çok cereyan ettiği Dağ Kapı ile Urfa Kapı arasındaki düz alana bakan burçlar genellikle yuvarlak, daha sık, daha sağlam ve daha büyüktür. Bu kesimde burçlar arasındaki mesafe kısadır, aralarda takviye duvarları vardır. Mardin Kapı – Yeni Kapı – İç Kale arasındaki surlar yalçın kayalar üzerine kurulmuştur, daha alçak ve daha seyrektir.
Burçların çoğunluğu iki katlı, bazıları 3-4 katlıdır. Alt katlar depo ve ambar üst katlar ise askeri amaçlar için kullanılmıştır.
Diyarbakır Surları üzerinde çok görkemli ve tanınmış burçlar vardır. Bunlar arasında Yedi Kardeş, Evli Beden (Ulu Beden, Benusen), Nur, Selçuklu, Keçi, Kral Kızı, Fındık, Mervani, Akrep Burçları en iyi bilinenlerdir. Bunlar içerisinde en iyi bilinen ve efsanelere konu olan   Yedi Kardeş ve Evli Beden Burçları, Artukoğulları döneminde 1208 – 1209 tarihlerinde yapılmıştır, yükseklikleri, büyüklükleri ve zengin motif ve kitabeleri ile her iki burç ta eşsiz anıtsal görüntüye sahiptirler. Eskiden dış kale surlarını dışarıdan ikinci bir surun kuşattığı bilinmektedir. Bu ön surun da bazalttan yapıldığı, iki sur arasında geniş ve derin bir hendek bulunduğu kayıtlardan anlaşılmaktadır. Günümüzde bu dış surların izleri yer yer görülmektedir.
Diyarbakır Surları üzerinde İç ve Dış Kalede 4 er kapı bulunur.
İç Kalenin kapıları, Saray Kapısı, Küpeli Kapısı, Oğrun kapısı (Gizli kapı) ve Fetih Kapısıdır. Bunlardan Saray ve Küpeli Kapısı şehir içine, diğer ikisi ise şehrin dışına açılır.
Dış Kalenin kapıları ise, Kuzeyde Dağ Kapı (Harput Kapısı), güneyde Mardin Kapı (Tel Kapısı), doğuda Yeni Kapı (Dicle veya Su Kapısı) ve batıda Urfa Kapı (Rum veya Halep Kapısı) dır. Kapılar demirden yapılmıştır, çok sağlam ve gösterişlidir. Günümüzde Dağ Kapı ve Urfa Kapı onarılmıştır ve iyi durumdadır. Mardin Kapı ve Yeni Kapı ise son yıllarda onarılmış ve kullanıma açılmıştır. Daha sonraki yıllarda eski kapıların ihtiyaca cevap vermemesi üzerine 1950 li yıllarda Çift Kapı ve 1960 lı yıllarda ise Tek Kapı açılmıştır.

 

GÜNÜMÜZDE SURLAR

Diyarbakır Surları, eski geçmişlerine rağmen uzun yıllar boyunca, sağlamlığı ve dayanıklılığı ile günümüze kadar büyük oranda korunarak gelmiştir. Surlar zaman zaman büyük onarımlar geçirmişlerdir. Maalesef 1932 yılında surların, şehrin havalanmasını engellediği için yıkılması fikri ortaya atılmışsa da özellikle Fransız Araştırmacı A. Gabriel’in girişimleri ile bu hatalı girişim engellenmiştir.
Diyarbakır Surları, özellikle son 20 yılda, köyden kente göç, gecekondulaşma, çarpık kentleşme sonucu büyük oranda harap olmaya başlamıştır. Surların Mardin Kapı, Urfa Kapı, arasındaki dış kesimi yoğun gecekondu işgaline uğramış ve Yedi Kardeş – Evli Beden burçları önemli derecede tahrip olmuştur. Bu kesimde surların ve burçların taşları sökülmüş ve surlarda yeni geçitler açılmıştır. Surların Dağ Kapı – Yeni Kapı – Mardin Kapı arasındaki kesimi ise sur içinde yoğun gecekondu işgali altındadır. Surların Urfa Kapı – Dağ Kapı arası daha iyi durumda olan ve düzenli onarılan kısımlardır.
Zamanın ve insanların tahribine rağmen hala ayakta kalabilen surların tarihi ve kültürel değerleri ve özellikleri ne yazık ki tam anlaşılabilmiş değildir. Binlerce yıl ayakta kalabilmiş surlar, son 20 – 30 yılda gecekondulara teslim olmuş ve kaderine terk edilmiştir. Bu gidişle bir süre sonra görkemli burçların yok olması ve bütün özelliklerini kaybetmeleri tehlikesi vardır.
Diyarbakır Surları sadece Türk ve Müslüman’ların değil, aynı zamanda bütün insanların ortak kültür mirasıdır. Bu nedenle Diyarbakır Surları’nın onarımı ve restorasyonu için herkesin desteğine ihtiyaç vardır.
Diyarbakır Surları, tarih boyunca birçok kez ciddi onarım görmüştür. Genellikle dış sur taşları kullanılarak yıkılan sur kısımları yeniden yapılmıştır. Ancak son 20- 30 yıldan bu yana sura yakın gecekondulaşma nedeni ile surların tahribi artmış buna karşılık onarım faaliyetleri aksamıştır. Son on yıldır İl Valiliği, Kültür Bakanlığı, ÇEKÜL, yerel yönetimler ve başta Diyarbakır Tanıtma, Kültür ve Yardımlaşma Vakfı olmak üzere duyarlı sivil toplum örgütlerinin çabaları ile surların tanıtımı, onarım ve restorasyonu ve kullanımı yönünde çok ciddi adımlar atılmıştır.
Diyarbakır Surları, Kuzey Mezopotamya’da binlerce yıldan beri yaşanan medeniyetlerin ortak kültürünün eseridir. Onların korunması ve gelecek nesillere bırakılması insanlığın görevi olmalıdır.

 

 

 

BURÇLAR

Genel görünümü ile bir kalkan balığını andıran Diyarbakır surları, Dışkale ve İçkale olarak ikiye ayrılır. Değişik zamanlarda onarımlar görmüş olan 5 kilometre uzunluğundaki Dışkale surları üzerinde 82 burç bulunur. İçkale surları kentin çekirdeğini oluşturan eski surların bir kısmı yıkılarak 1524-1526 yıllarında Kanuni Sultan Süleyman zamanında genişletilmiş ve yeniden yapılmıştır. Üzerinde 16 burç yer almaktadır.
Burçlar çoğunlukla silindirik ve kare planlıdır.  Beşgen, altıgen planlı az sayıda burç mevcuttur. Surlara çıkmak için burçların iç yüzeyindeki kapı yanlarında sağlı ve sollu merdivenler vardır.  Bütün surların üstünde ve burçların içinde çeşitli yönlere açılmış mazgallar bulunur. Bu mazgallarda silahlı bir adamın rahatlıkla savaşabileceği, kolaylıkla geçebileceği geçitler yapılmıştır. Burçlar 2,3 ve 4 katlı olarak yapılmıştır. Alt katları depo olarak, üst katlar ise savaş zamanında kaleyi savunan askerler tarafından kullanılmıştır.
Dış sur kalıntıları bugün sadece Fis Kaya’sı ve Mardin Kapı civarında görülmektedir. Burçlar ile dış surlar arasında bulunan su hendekleri zamanla kaybolmuştur. Ayrıca zamanında burçları hendek suyundan korumak amacıyla hendek önü duvarları ile takviye yapılmıştır.
Savaşların en çok cereyan ettiği Dağ Kapısı ile Urfa Kapısı arasındaki düz alana bakan bölümde ve kapıların yanında bulunan burçlar, daha sık ve daha büyüktür. Burçlar arasındaki mesafe yerine göre 36 metre ile 66 metre arasında değişmektedir. Ayrıca surları desteklemek amacı ile burçlar arasında 1,5 metre genişlik ve 1,3 metre derinliğe sahip takviye payandaları (kuleleri) yapılmıştır.  Mardin Kapısı’na doğru ilerledikçe bu payandaların eşit aralıkta olarak sayıları iki katına çıkar. Surların Dicle vadisine bakan doğu kesiminde burç sayıları ve yükseklikleri azalır. Çünkü bu kesimde surlar yüksek ve yalçın kayalar üzerine oturtulmuştur, dolayısıyla savunma daha kolaydır.
Kale surları ve burçları üzerinde sırasıyla aşağıdaki değişik medeniyetlerin kitabeleri bulunmaktadır ve bunlar zamanın geçerli dili kullanılarak yazılmışlardır.
Roma dönemine  ( MÖ 69- MS 395)  ait kitabeler  Latince,
Bizans dönemine (395-639)  ait kitabeler Grekçe,
Emevi (661-750), Abbasi (750-869) ve Mervani dönemine (984-1085) ait kitabeler Arapça yazılmışlardır.
Büyük Selçuklular (1085-1093), Şam Selçukluları (1093),İnaloğulları (1907-1142), Nisanoğulları (1142-1183), Artuklu (1183-1232), Eyyubi (1232-1240)  ve Akkoyunlu (1401-1507)dönemlerine ait kitabeler ise Arap harfleri ile Türkçe yazılmışlardır.
Osmanlılar dönemine (1515-1923) ait kitabelerde ise Farsça ve Osmanlıca kullanılmıştır.
Dışkale surları üzerinde kitabeler, kabartmalar ve rölyefler bulunan büyük burçlar mevcuttur. Bu burçlar değişik dönemlerde halk tarafından özel adlarla adlandırılmışlardır. Bunlardan belli başlı olanlar; Evli Beden (Ben-u Sen, Ulu Beden) Burcu, Yedi Kardeş Burcu, Keçi (Kıci) Burcu, Nur (Melik Şah) Burcu, Selçuklu Burcu, Fındık Burcu, Leblebi Kıran Burcu, Kral Kızı (Yeni Kapı) Burcu, Abbasi Burcu, Akrep Burcu ve Tek Beden Burçlarıdır.

EVLİ BEDEN (Ulu Beden – Ben-u Sen ) BURCU
Kalkan Balığı şeklindeki dış kalenin kuyruğunun üst ucunu oluşturan bu burc, Artukoğlu Sultan Melik El-Salih Ebu’l Feth Mahmud’un buyruğu  ile yaptırılmıştır. Mimarı Cafer oğlu İbrahimdir (Sene Miladi 1208-1209). Burç, kara bazalt taşından yapılmış olup, gerçek anıtsal bir görünüme sahiptir. Evli beden yada Ben-u Sen burcunun asıl dikkati çeken ve Artuklu devrinden kalma olduğu kitabesi ile kesinleşen dış görünüşüdür. Silindirik planlı, çift başlı kanatlı aslan, sfenks kabartmaları, burcu bir kuşak gibi baştan başa saran kitabesi ve mukarrnaslı bezemeleri ile heybetli bir görüntüye sahiptir. Dört esas kat halinde düzenlenmiştir.  Çapı 25.5 metredir.  Eski tapu kayıtlarında Şagirt (Çırak) Burcu olarak adlandırılır. Kitabe kuşağı alttan ve üstten silmelerle çerçevelenmiş, tam ortada üç satır halinde dikdörtgen biçiminde kalınlaşmıştır. Bu dikdörtgenin hemen üzerinde yüksek kabartma olarak çift başlı bir kartal yer alır. Bu kabartma dilimli bir sivri kemer nişinin içine alınmıştır. İki baş arasında mazgal yarığı vardır. Üzerinde tek sıra mukarnaslı bir konsol seçilir. Bu yüksek kartal kabartmasında sivri kulaklar, kıvrık gagalar ve açık kanatlar tipiktir. Kitabenin ortada kalınlaştığı yerin alt tarafında ve üst köşelerinde  simetrik  yüksek aslan kabartmaları yer alır. Gövdeleri yandan, başları cephedendir. Başta tac şeklinde başlık görülür. Selçuklu tipindedir.  Kitabe kuşağının iki başucunda da yüzleri içe bakan, kanatlı iki aslan kabartması yer almıştır. Kuyrukları ejder başlıdır. Bu tip hayvan figürüne ‘Avrasya tipi hayvan figürü’ denmektedir. Üst katta eşit aralıklı yedi adet mukarnaslı konsol şeklinde çıkmalar vardır. Burç, kitabeler ve  kabartmaların tamamı, kesme bazalt taşlardan yapılmıştır. Evli beden burcu kitabesi alttan ve üstten silmelerle çerçeve içerisine alınmıştır. Kabartmaların tümü üzerinde tek sıra mukarnas örtüsü vardır.  Mazgal delikleri dıştan silme çerçeveler içerisine alınmıştır. Burcun, günümüzde mevcut olan kitabeli hendek önü duvarının bir kısmı yıkılmıştır.
Burç içerden dört katlıdır.  Zemin kat günümüzdeki yıkık basamaklar ile birinci katın zeminine bağlanmakta idi.  İki kapı arasında iki yana doğru nöbetçi hücreleri olarak nitelendirilebilecek iki derin niş yer alır.  Birinci katta ana eksenlere 45 derecelik açılar yapacak şekilde ve koridorlarla bağlı toplam yedi mazgal hücresi bulunur. Birinci katın üstüne rastlayan düzlükte etrafı çok köşeli biçimde sivri kemerlerle teşkilatlandırılmış geniş revak görülür. Revak tuğla örtülü ve çapraz tonuzlu olup, dışa doğru altı mazgal yer alır. Dar bir merdiven ile çıkılan üst teras dar ve derin mazgal nişleri şeklinde dışa taşan yedi açıklığa sahiptir. Bunlar da zengin mukarnaslı konsollar şeklinde burcun dışına taşmaktadır.
Evli Beden Burcu’nun kitabe metni şöyledir:” Besmele. Mülk bir olan ve yok eden Allah’ındır. Bu bina Artuk oğlu Sokman oğlu Muhammed oğlu ulviyetin meleği, büyük hilafetin varlığı, insanları ödüllendiren, imanın yardımcısı, ümeranın padişahı, sultanların, meliklerin öğüncü, Müslümanların ve İslamın sultanı, din ve dünyanın yardımcısı, adli dirilten, tardım görmüş, galip gelmiş, teyid olunmuş, adil, bilgin, salih olan efendimiz sultan Ebu’l – feth Mahmut’un buyruğu ile yapıldı. (Allah yardımcılarını aziz etsin, iktidarını iki kat yapsın). Yarabbi nimetini onu üzerine daim et. Her taraftan; sağından, solundan, önünden, arkasından rahmetinle ilahi saadetini kılavuz et. Sene 605 (M. 1208-1209). Ebedi minnetler akıl ihsan eden Allah’a mahsustur. Mimarı Cafer oğlu İbrahim’dir”

YEDİ KARDEŞ BURCU
Evli beden burcundan Mardin Kapısı’na doğru giderken sıradaki sekizinci burçtur. Artukoğlu Sultan Melik El-Salih Ebu’l Feth Mahmud’un buyruğu ile yapılmıştır. Mimarı İbrahim El-Sarafoğlu Yahya tarafından Melik El-Salih’in planı üzerine (1208-1209) tarihlerinde yapıldığı kabul edilmektedir. Kalkan Balığı şeklindeki dış kalenin kuyruğunun alt ucunu oluşturan bu burç, daha fazla harap olmuş durumdadır. Tamamen kesme bazalt taştan yapılmıştır. Silindirik planlıdır. Anıtsal yapılı gösterişli bir Artuklu Burcu’dur. İsmini ikinci kattaki yedi odadan aldığı sanılmaktadır.
Şehri baştanbaşa kuşatan surların güneyinde yer alır. Dış yüzeyi kesme taştan örülü olup, çift başlı kartal, aslan kabartmaları ve burcu bir kuşak gibi baştanbaşa saran kitabesi,  oldukça görkemli bir görüntü vermektedir.  Kitabe üst taraftan silme içinde olup, alt taraf boş bırakılmıştır. Kitabe ortada dikdörtgen şeklinde, üç kuşak halinde kalınlaşmakta ve dikdörtgen bir durum almaktadır. Dikdörtgen kuşağın üst köşelerinde yüzleri içe bakan simetrik iki yüksek aslan kabartması mevcuttur. Gövdeleri kaba ve detaysızdır. Başlar cepheden, gövdeler yandan verilmiştir. Pençeler iridir. Kuyruklar ejder başlı işlenmiştir. Yine kitabenin orta üstünde çift başlı bir Artuklu kartalı, basamaklı yüksek bir niş içerisine alınmıştır. Aslanın gövdesinin ortasında bir mazgal deliği vardır. Üçüncü kat terasında dışa doğru, dar ve derin mazgal nişleri şeklinde yedi açıklığa sahiptir. Bunlar zengin mukarnaslı konsollar şeklinde burcun dışına taşmaktadır. Açıklıkları aşağıya doğrudur. Günümüzde bunlardan mukarnaslı olanlar dahil hemen hemen hepsi tahrip edilmiş ve yıkılmış durumdadır.
Burç içeriden dört katlı olarak düzenlenmiştir. Katlar biri birlerine karışık bir koridor ve geçit sistemi ile bağlanmıştır ve yedi mazgal hücresi şeklinde düzenlenmiştir. Birinci kata batı tarafından sur duvarlarından gelen bir merdivenle girilmektedir. Giriş ve diğer koridorlar dar ve basık tonozlarla örtülüdür. İki yandan dar merdivenlerle ulaşılan, ikinci kat ise çok kenarlı bir revaktan meydana gelir. Ortası açık olan bu bölümde, sivri kemerli çevre revakı yine çapraz tonozlarla örtülüdür. Çevrede sekiz mazgal nişi ve mazgal yarığı yer almaktadır.  İkinci katın üzerinde düz ve açık teras, geniş bir alan durumundadır. Buradan dışarıya açılan sekiz mazgal deliğinin yanında alttan açık, dışarıdan mukarrnaslı iri konsollar şeklinde düzenlenmiş, yakın savunma mazgallarından dokuz tane yer almaktadır. Bu katında üstüne çıkan dar merdivenlerin tespit edilmiş olması, daha üstte, mazgallı dar bir yolun daha varlığına işaret etmektedir.
Burcun kitabesinde şunlar yazılıdır: “Besmele... Allah’ın zikri en büyük şeydir. Emirü’l – mümininin yardımcısı, İran’ın Husrevi, cihan pehlivanı, manevi yüceliklerin feleği, Diyarbekir, Rum(Anadolu) ve Ermeni sultanı padişahlar padişahı, sultanların, meliklerin iftiharı, devletin yüceliği, Müslümanların ve İslamın direği, dinin ve dünyanın yardımcısı, adli dirilten, başarılı, galip, kuvvetli, adil, bilgin Artuk oğlu Sokman oğlu Davud oğlu Kara-Arslan oğlu Muhammed oğlu kutluğ, bey, alp, inan, bigva, efendimiz Sultan Malik el-Salih Ebu’l-feth buyruğu yerine getirildi. (Allah izzetini daim etsin).İbrahim el-Sarafi oğlu Yahya tarafından Melik el-Salih’in planı üzerine yapıldı.

KEÇİ (KIÇI) BURCU
Mardin Kapısının doğusunda dışa uzanan yüksekçe bir kaya kütlesinin üzerinde yer alır. Öncesi şemsilere ait bir tapınak olan ve “Kıçı Burcu” adıyla tanımlanan burç daha sonra halk ağzında Keçi Burcu olarak anıla gelmiştir.
Mervaniler döneminde (Miladi. 1045) tarihinde genişletilerek onarılıp bu günkü biçimini almıştır. İçe doğru yeni eklemeler yaparak onu en büyük burçlardan biri haline getirmişlerdir. İçerisinde 11 adet sütun ve kemerlerle farklı ve ihtişamlı bir plana sahip olmasını daha önce tapınak oluşuna bağlamak mümkündür. Son zamanlarda onarılan (2003) burcun iç kapısı üzerindeki beyaz malta taşından kitabe taşları kaybolduğundan yerine konulamamıştır. Bu gün kapı üzerinde sadece ilk satırdan iki ve alt satırdan bir taş kalmıştır. Fransız Arkeolog Albert Luis Gabriel’den alınan metinden ve Amida’dan okunan bölümde Ebu Nasr Ahmed bin Mervan tarafından yapılması istenmiştir. Adı geçen hükümdar adına görevlisi Ebu Tahir bin Kağıd bin Selh tarafından yapılmıştır. Onarılan teras kısmı günümüzde sosyal amaçlar için kullanılmaktadır.

LEBLEBİ KIRAN BURCU
Şehrin güneydoğusundaki Çift Havuzlar mevkiindedir. Mervaniler dönemine aittir. Mervanoğlu Ahmed’in masrafı kendisine ait olmak üzere 1034 tarihinde oğlu Emir Sa’düddevle Ebul Hasan Muhammed’in velayeti ile burcun yapımını emrettiği kitabesinde yazılıdır.
Kare planlıdır. Fındık Burcunu kuzey bitişiğindedir. Kitabesi beyaz taşlar üzerine bozuk bir kufi yazı ile iki satır olarak yazılmıştır.

KRAL KIZI (YENİ KAPI-MERVANLI) BURCU.
Yeni Kapı kuzey bitişiğinde, yüksek ve ince yapılı kare planlıdır. En yüksek burçtur.
Mervani Hükümdarı İzzü’l İslamin oğlu Nasr tarafından yaptırılmıştır (1067). Burcun yapımı Muhammed oğlu Kadı Abdülvahid’in gözetiminde olmuştur. Kitabesi iki sıra halinde bazalt taşı üzerine güzel bir küfi yazı ile yazılmıştır.

SELÇUKLU BURCU
Evli Beden burcunun kuzeyindeki ilk burçtur. Kitabesinden Büyük Selçuklu Sultanı Alpaslan’ın oğlu Ebu’l Feth Melikşahın kendi malından yapılmasını emrettiği anlaşılmaktadır (M.1088). Mimarı Selame oğlu Urfalı Muhammed’tir. Kitabesi siyah bazalt üzerine çiçekli (Nebati-Seceri) güzel bir küfi yazı ile 3 sıra halinde yazılmıştır. Çeşitli hayvan kabartmalarının süslediği burç kare planlıdır.
NUR (MELİKŞAH) BURCU
Kalenin güneyinde, Yedi Kardeş burcunun doğusundaki ilk burçtur. Büyük Selçuklu Sultanı Alpaslan oğlu Melikşah’ın buyruğu ile M.1089 yılında Ebu Nasr Muhammed ve bina ustası Urfa’lı Selame oğlu Muhammed tarafından inşa edilmiştir. Beş sıra çiçekli küfi kitabesinin yanı sıra değişik hayvan kabartmaları (at,aslan,yaban keçisi,kuş) ve  bağdaş kurmuş oturan çıplak bir kadın figürünün de yer aldığı görkemli burçlardan biridir. Beş köşe planlıdır. Kitabesi siyah bazalt üzerine işlenmiştir. Bu kitabenin 4 m kadar altında küçük bir mihrab üzerinde “Lailahe illallah Muhammed Resullullah” yazılıdır.
Nur Burcu kitabesinde şunlar yazılıdır: ” Besmele. Büyük sultan,en büyük, en büyük şahlar şahı, Allah’ın arzının sultanı, Allah’ın ülkesinin sahibi, din ve dünyanın izzeti, devletin yüceliği,milletin...Alpaslan oğlu Ebu’l feth Melikşah (Allah zaferini aziz kılsın) Mülkün temeli, devletin direği Abdulmelik oğlu Şemseddin Ebu Hasan (Allah ömrünü uzatsın) ın vilayetinde; Abdulvahid oğlu Ebu Nasr Muhammed ve bina ustası Selame oğlu Urfalı Muhammed tarafından 482 ( m. 1089) yılında yapılmıştır.”
Burcun doğu ve batı cephelerinde de aynı hizada ve aynı küçüklükte birer mihrab vardır. Bu mihrabların üzerinde de küfi yazılar bulunmakta ise de silik olduğundan okunamamıştır.

FINDIK BURCU
Yeni Kapı Surları civarında Çifte Havuzlar mevkiinde yer alır.
Selçuklu Hükümdarı Alpaslan oğlu Ebül Feth Melikşah’ın buyruğu ile Muhammed oğlu Ebül Bereket Cehir’in gözetiminde M.1092 senesinde Urfa’lı Mimar Selame oğlu Muhammed tarafından yapıldığı kitabesinde yazılıdır. Silindir planlıdır.
Kitabesi iki kuşak halinde kara bazalt taşa küfi bir yazıttır.

AKREP BURCU
Çift Kapı’dan (Hindi Baba Kapısı)  doğuya doğru 3. burçtur. Üzerinde Melik Salih Eyyüb’a ait 1236-37 tarihli bir kitabe mevcuttur. Sultan Eyyüb Melik Salih tarafından Eyyübiler Döneminde onarımı yapılmıştır. Mimarı Ebül Ferac’tır.
Akrep Burcu onarım sırasında silindirik taşlarla sağlamlaştırılmıştır. Kitabesinin üç metre kadar aşağısında ve ortaya yakın bir yerde yuvarlak bir taş üzerinde bağdaş kurmuş bir insan kabartması vardır. Figürün sağ elinde kuyruğundan tuttuğu baş aşağı sarkmış bir akrep, öteki elinde de bir asa vardır. Akrep’in bir tılsım olduğu söylenir. Bu nedenle burca “Akrep Burcu” denilmektedir.  Silindirik planlı bir burçtur.

TEK BEDEN BURCU
Dağ kapısından batı yönündeki ikinci burçtur. Üç katlı ve altı köşelidir. Burcun sağ ve solundaki birkaç burç 1932’li yıllarda dinamitlenerek yıktırılarak yerleri düz bir alan haline getirilmiştir. Yanlarındaki burçlar yıktırıldığından halk arasında Tek Beden Burcu olarak adlandırılmıştır.
Mervanilere ait bir kitabe burcun doğu yönündedir. Siyah bazalt üzerine güzel bir küfi yazıyla yazılmıştır. Mervanlı Ebül Muzaffer Mansur tarafından (M.1083) senesinde yaptırılmıştır.
Mimarı Hümeys oğlu Ebul Said’tir.

DAĞKAPI BURÇLARI
Diyarbakır Kalesi’nin kuzeye açılan kapısı, sağ ve solunda oldukça görkemli iki burçla sağlam hale getirilmiştir. Her iki burcun kapıya bakan yüzleri kitabeler, hayvan ve bitki kabartmaları, mihraplar ve rölyeflerle adeta bir açık hava müzesi görünümündedir. Burçların bu görkemi kapı cephesindeki kitabeler ve nişlerle ( Mihraplarla ) bir bütünlük sağlamaktadır.
Her iki burcun Roma İmparatoru 2.Konstantinus (349) tarafından yapıldığı ancak değişik dönemlerde önemli onarımlar gördüğü üzerindeki kitabelerden anlaşılmaktadır. Silindirik yapılı burçlar içerden üçer katlı olarak planlanmıştır. Kapı üzerindeki Mervaniler’den kalma kitabe ve üst kattaki mescit bu bölüme ayrı bir değer kazandırmaktadır.

Dağ Kapısında biri Romalılar’ dan kalma Latince, dördü Bizans dönemine ait Grekçe beş kitabe vardır. Kitabelerin çoğu kırık ve eksiktir. Latince kitabe 7 m kadar yükseklikte olup bazı yerleri kırık ve silik bir durumdadır. Kitabe 375 yılında Valentinianus, Valans ve Grantianus’un ortak imparatorlukları sırasında üçünün adına dikilmiş olmalıdır.
Bizans’ tan kalma Grekçe kitabelerden biri 9 m. kadar yüksekliktedir. Bu kitabenin  Hosbice denilen ve genellikle rahiplerin Hıristiyan hacıların konuk edildikleri bir hana ait olduğu anlaşılmaktadır. Bu han dağ kapısına yakın bir yerde olmalıdır. Hanın hayırsever kişilerin verdiği paralarla Diakos Appios’ un çabaları sonucu taş ustası Paulos tarafından M.S. 449 da yapıldığı yazılmaktadır. 899 da Halife Mütezid tarafından yıktırılan Dağ kapısı surlarının 909-910 yıllarında yeniden inşa ve onarımı sırasında buraya konulduğu sanılmaktadır.
İkinci Grekçe kitabe kapının doğusundaki burcun batı yüzünde bulunan mihrabın sağında yerden bir metre kadar yüksekliktedir. Bir mezar taşıdır. Başka yerden getirilerek buraya konulduğu düşünülmektedir.
Kapı civarında yerden itibaren sekizinci sırada yer alan biri beş diğeri üç satırlık iki kitabe daha vardır. Bunlardan birinci Grekçedir ancak kırıktır. Bu kitabe parçalarının okunabilen kısmından Jüstinyen tarafından bölgeye 528 de görevli olarak gönderilen Theodoros adına yapılan bir anıta ait olduğu sanılmaktadır.
Dağ Kapısı üzerinde ve burçların kapıya bakan iç yüzeylerinde Abbasilere ait basit bir kufi yazı ile yazılmış kitabeler mevcuttur. Abbasi kitabelerinden biri kapını dış yüzünde ve kapının tam üstünde altı metre kadar yüksekliktedir ve burcun onarımına aittir. Emirü’l – Mü’minin  İmam Abdullah Cafer El.Muhtedir’ in emri ile vezir Ebü’ l-Hüseyin Ali B.Muhammed tarafından yaptırılmıştır. Masrafı İshakoğlu Yahya el-Cerrari tarafından karşılanmıştır (909-910). Cemiloğlu Amid’li Ahmet tarafından yapılmıştır.
Diğer kitabe Dağ Kapısının sağ tarafındaki burcun doğuya bakan yüzünde ve mihrab’ ın tam üstündedir. Emirü’l – Mü’minin İmam Cafer El. Muhtedir Billah’ ın emri üzerine 910 yılında yaptırılmıştır.
Bir diğer kitabe Dağ Kapısının sol tarafındaki burcun batıya dönük yüzünde mihrabın üstündeki kitabedir ve yine Cemil oğlu Ahmed’ in gözetiminde İshak oğlu Yahya tarafından yaptırılmıştır.
Son kitabe aynı mihrabın solunda, toprağa yakın bir yerde iki satır halindedir.
Emirü’l – Mü’minin İmam Cafer el Muhtedir Billah’ ın emri üzerine 910 yılında yerleştirilmiştir..
Kapının en üstünde beyaz Malta taşına tek satır halinde yazılı Mervani kitabesi vardır.Mervanoğlu Ali’nin babası Hasan tarafından (M.996) yaptırılmıştır.
Tarihi kayıtlara göre; “Alp Arslan 1070 senesi ortalarına doğru Diyarbakır bölgesi üzerine yürüyünce Amid’e uğramış ve şehrin sahibi Nizameddin Nasr bin Mervan tarafından karşılanmıştır. Alp Aslan bu  sınır şehrinin surlarının yüksek ve sağlam olduğunu görmüş, surlara yaklaştığı zaman elini duvarlara sürerek yüzüne götürmüş  ve böylece duvarların kısmetinden bereketlenmek ister gibi hareket etmiştir” denmektedir.Alp Arslan’ ın elini sürdüğü duvarın Dağ kapısının batı burcu olduğu sanılmaktadır.
Dağ Kapısı ve burçları üzerindeki kitabelerden Mervaniler’e ait bir mescid  ve burçların onarımları ile ilgili kayıtlar bulunmaktadır. Üst kattaki mescid, Mervanoğlu Ebu Nasr Ahmed tarafından 1056 tarihinde yaptırılmıştır.
Dağ Kapısı burçları üzerinde çok değerli zengin, hayvan ve bitki motifleri, basit ve girift Gamalı haçlar, güneş kursları ve çok değişik şekillerin bulunduğu kabartmalar bulunmaktadır.

MARDİN KAPI BURÇLARI
Diyarbakır kalesinin güneye açılan kapısının doğusunda ve batısında bulunan burçlardır. Üzerlerinde onarımları gösteren kitabeler, hayvan kabartmaları, rölyefler, mihrabiyeler ve değişik yazı ve figürler bulunmaktadır.
Abbasilere ait kitabelerin bazıları tarihsizdir,  bazıları ise 909-910 tarihlerini taşımaktadır. Metinlerde Halife Muktedir ve veziri Ali bin Muhammed’in yardımları ve Amid’li mühendis Cemil oğlu Ahmet tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır.
Abbasi kitabelerinin tamamı basit bir küfi yazı ile yazılmıştır. Doğu burcundaki kitabelerden biri yerden iki metre yüksektedir ve kitabede yüzleri birbirine bakan karşılıklı iki aslan kabartması vardır. Bunun yanında ayrı bir kitabe daha bulunmaktadır. Ayrıca kapı üstünde kuşak halinde bir kitabe daha dikkati çekmektedir.
Doğu burcunda güney cephesinde küçük bir mihrabiye ve altında Roma-Bizans dönemine ait yazısı silinmiş bir yazıt taşı bulunmaktadır.
Batı cephesinde yerden üç metre yüksekte sekiz köşeli bir yıldız ve buna bakan karşılıklı iki yırtıcı hayvan kabartması ve aynı yerde zemine yakın benzer hayvan kabartmaları bulunmaktadır.
Mardin Kapı’nın batı burcu incelendiğinde doğu yüzünde yerden üç metre yükseklikte Arapça bir kitabe ve yanında Roma-Bizans dönemine ait okunamayan bir yazıt ve yüzleri birbirine dönük aslan-boğa kabartması görülmektedir.
Mardin Kapı Burçları arasındaki kesim incelendiğinde eskiden bulunan üç kapının izleri dikkati çekmektedir. Batı yönündeki iki kapı, 909-910 yıllarında Halife Muktedir Billah döneminde surların onarımı sırasında kapatılmış ve iç kısımları cami haline getirilmiştir. Cami kapısı yüksek ancak yarım bir kemerin altına sıkıştırılmıştır. Kemerin üzerine dayandığı süslü başlık Roma-Bizans dönemi stilini taşımaktadır. Kapalı orta kapının üzerinde ise Nisanoğulları’na ait bir kitabe bulunmaktadır. Bu kitabenin 1145-1154 tarihleri arasında yapılan onarıma ait olduğu anlaşılmaktadır. Cami günümüzde Ömer Şeddat Cami olarak bilinmektedir.
Mardin Kapı 1997 yılında yeniden onarılarak yaya trafiğine açılmıştır. Kapı aralığında iki adet nöbetçi bölümü ve batı duvarında bir aslan figürü bulunmaktadır. Kapının orijinal demir kanatları tahrip olmalarına rağmen hala yerlerinde bulunmaktadır.

 

 

Diyarbakır Surlarının Tarih Boyunca Önemli Onarımları

1232-

Eyyübiler – Dış sur taşları ile asıl surların onarımı

1449 – 1450

Akkoyunlular, Cihangir Şah ve Uzun Hasan Dönemi
Dağ Kapı ve Urfa Kapının onarımı

Osmanlı Dönemi Onarımları

1520 – 1526

Kanuni Sultan Süleyman – İç Kale Surlarının onarımı arımı, genişletilmesi ve Kanuni Kitabesi

1645 – 1655

İç Kale, Vali Sarayının onarımı

1802 – 1805

İç Kale, Altın Saray ve Sultan Sarayının onarımı.

1815 - 1829

İç Kale, Dağ Kapı, Dağ Kapı-Urfa Kapı arası 51 burcun onarımı.

Cumhuriyet Dönemi Onarımları

1925

Surların yıkım kararı

1930

Bir kısım surların yıkımı (Dağ Kapı ve Mardin Kapı civarı)

1931

Albert Gabriel’in girişimleri ve yıkımın durdurulması

1940

Urfa Kapı orta geçişinin devamlı açılması

1940 – 1950

Çift Kapının açılması

1950 – 1960   

Urfa Kapı ve bitişik burçların onarımı

1959

Tek Kapının açılması

1960 – 1970

Tek Bedenin önce yıkım sonra onarım kararının alınması

1970 – 1990

Dağ Kapı, Keçi Burcu, Tek Beden, Tek Kapı ve
Urfa Kapı-Mardin Kapı arası sur onarımları

Son Dönem Onarımları

1990 – 1996

Surların yer yer küçük onarımları

1996 – 1998

İç Kale ve Dağ Kapı çevresinin gecekondulardan
Temizlenmesi

1997

Mardin Kapı’nın onarım ve restorasyonu ve yaya
trafiğine açılması

1998 – 1999

Urfa Kapı-Mardin Kapı arası, Yeni Kapı, Dağ Kapı,
Urfa Kapı onarımları. Dağ Kapı-Fis Kayası arası sur dibi
temizliği.

2000

Diyarbakır Surları Master Planının hazırlanması

2000 - 2005

Keçi Burcu’nun onarım, restorasyon ve kullanıma açılması,
yer yer sur onarımları, sur diplerinin Dağ Kapı – Urfa Kapı
arasında temizlenmesi ve yeşil alan haline getirilmesi

 

 

 

 

Tablo 1. Diyarbakır Tarihinin Kronolojisi

M.Ö.10.000

Ergani Çayönü

Orta Paleolitik Çağ

M.Ö.5-6.000

Ergani Çayönü

İlk Yerleşik Düzen

M.Ö.3.000-1260

Subaru(Hurri)

İçkale’nin Yapımı

M.Ö.1260-653

Asurlar (Eğil Kalesi)

 

M.Ö.775-736

Urartu- İskitler-Medler

 

M.Ö.550-331

Persler- Büyük İskender-

M.Ö.69 M.S. 395

Partlar- Sasaniler Romalılar-Surların Yapımı
(Nisibisten 40.000 kişilik göç.)

M.S.395-639

Bizanslılar

 

M.S.639-661

Müslüman Araplar

 

M.S.661-750

Emeviler

 

M.S.750-869

Abbasiler-Hamdaniler

M.S.984-1085

Mervaniler

M.S.1085-1183

MüslümanTürkler Selçuklular-
İnaloğulları- Nisanoğulları

M.S.1183-1232

Artukoğulları

 

M.S.1232-1401

Eyyübiler-Anadolu Selçukluları-Timur

M.S.1401-1507

Akkoyunlular

 

M.S.1507-1515

Şah İsmail Dönemi

 

M.S.1515-1923

Osmanlılar

 

M.S.1923-

Türkiye Cumhuriyeti

 

 KAYNAKLAR

 

    • Berchem M Strygowski : Amida, Heidelberg, Paris, Ernest Lerount, 1910.
    • Gabriel A : Voyages Archeologiques Dans La Turquie Orientale Paris, 1940.
    • Özsezgin K. Diyarbakır Surları (Çeviri : A. Gabriel’den). Diyarbakır Tanıtma, Kültür ve Yardımlaşma Vakıf Yayını. No:4 1993.
    • Değertekin H : Diyarbakır Surlarının Onarım ve Restorasyon Projesi. Diyarbakır Tanıtma Kültür ve Yardımlaşma Vakfı Diyarbakır Şubesi, 1995.
    • Türkiye İş Bankası Diyarbakır Özel Sayısı. Kültür ve Sanat 28 Aralık 1995.
    • Yılmaz Çelik İ : XIX Yüzyılın ilk yarısında Diyarbakır (1790-1840) Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1995.
    • Beysanoğlu Ş : Diyarbakır Tarihi : Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları, 1996.
    • Değertekin H: Mardin Kapı Şen Oldu. Diyarbakır Tanıtma,Kültür ve Yardımlaşma Vakfı  Diyarbakır Şubesi,1998
    • Avşar A. H : Kişisel görüşme, Diyarbakır, 1999.
    • Yapı Kredi Bankası Yayınları ‘’Müze Şehir Diyarbakır’’ 2000.
    • Değertekin H : The walls of Diyarbakır. Diyarbakır Promotion and Culture Foundation. 2001.
    • Değertekin H : Diyarbakır Surları. Kitabeler ve Kabartmalar. Diyarbakır Tanıtma, Kültür ve Yardımlaşma Vakfı Diyarbakır Şubesi  Yayını,2003.